gentileschiBu yazıda ’un tek bir ile genel algılamayı oluşturan söylem arasında nasıl bir ilişki olduğu konusunda yaptığı analizler, filmi üzerinden anlaşılır kılınmaya çalışılacaktır. Örnek olay ise dış politikadı. Dış politik pratiklere ve bu pratiklerin diğer pratiklerle (pratikler toplamı olan genel söylem) olan ilişkilerine ’un meşhur sorusunu yeniden formüle ederek başlayabiliriz; neden başka bir () değil de bu () ile karşı karşıyayız.

Yine ’u takip edersek bu soruya isabetli bir cevap vermenin yolu ilgili dış politik eylemi analize tabi tutan analizciden ve analizcinin analizi gerçekleştirdiği dönemden bağımsızlaştırarak bunu bizzat eylemin gerçekleştiği dönemdeki diğer pratiklerle ilişkilendirmektir. Salt pratikler üzerinden hareket eden bu analiz yöntemi, dış politikanın “varoluş koşullarını saptar”, “sınırlarını … tespit eder”, başka eylemlerle “bağlantılarını kurar” ve bunun “başka hangi [] biçimlerini dışladığını” gözler önüne sermeye çalışır.

, böyle bir sorgulama yönteminin pratikleri kendi başlarına bırakarak onları başıbozukluğa mahkum etmek anlamına gelmediğini, aksine bununla pratiği “kendisindeki ilişki oyunlarını betimlemek için … serbest bırakmayı” amaçladığını vurgular. Yazarın değil de pratiğin kendi başına bu “ilişki oyunlarını” ifşa etmesi bu pratiğin gerçekleşmesine olanak sağlayan ortamın ne olduğunun anlaşılmasında isabetli bir yöntemdir. Pratiğin analize tabi tutulması kendisinin ortaya çıkmasına neden olan ortam hakkında bir malumat verse de, bu ortamın nasıl oluştuğu da önemli bir sorunsaldır. bu sorunsalı “söylem üretiminin belli pratikler tarafından kontrol edildiği, seçildiği, organize edildiği ve yeniden dağıtıldığı” fikrini öne sürerek başından savar ve sadece ortamın pratiğin ortaya çıkmasına yol açmadığını aynı zamanda pratiklerin de ortamı şekillendirdiklerinin altını çizer. Kısacası, “uyumlu söylem sistemi” (diskors) içinde hayata geçirilen pratikler hedef-odaklı eylemlerdir ve aynı zamanda bir sonraki durumun koşulları olarak sisteme dahil olurlar.

ve genel anlam arasındaki ilişkiye yönelik şöyle bir örnek verilebilir. Çinli bir dövüşçünün yaptığı dövüşlerle ülkeyi işgale eden sömürgeciler karşısında aşağılanan Çin gururunu yeniden canlandırmasını anlatan 2006 Çin yapımı Korkusuz’un () son sahnelerinde yenilmek üzere olan Çinli dövüşçü Huo Yuan Jia’ya Japon rakibi Tanaka Yasuno “yaşamaya devam etmek başka her şeyden daha önemlidir” der ve Huo’nun cevabı, arkasında kendisini alkışlayan ve daha da önemlisi kendisine ümit bağlayan kitleyi göstererek “Yaşamak tek başına bir kişinin kendi olayı değildir” olur. (, Yönetmen: , Hero China International Ltd. China Film Group Corporation Beijing Film Studio, 2006)

fearlessjetlee

Bu postmodernlerin onaylayacağı türden bir tepkidir, zira Huo’nun o güne kadar yaptığı eylemler etrafındakilerin algılamasını şekillendirdiği gibi, bu algılama da Huo’yu söz konusu pratiği gerçekleştirmeye zorlamaktadır. Bu nedenle, Huo istese de dövüşten çekilemeyecektir ve kaybedeceğini bilmesine rağmen kendisine içirilen zehirin de etkisiyle dövüşerek ölmek zorundadır. Modernleşmeyi temsil eden rakibin söylemi ise, Huo’nun ne kendi konumunu ve ne de etrafındakilerin anlam dünyasını fazla düşünmeden dövüşü bırakması, kendi başına kendi geleceğine karar vermesi gerektiği yönündedir.

Tanaka, Huo’nun egemen bir varlık olduğu için genel anlam ve çevreden bağımsız bir şekilde hareket edebileceğini diğer bir ifadeyle genel anlamın tesiri altında kalmadan tasarlanan bir projenin tıpkı tasarlandığı gibi pratiğe dökülebileceğini düşündüğünden böyle bir söylemde bulunmuştu. Modernite ve Postmodernitenin algılamaları arasındaki fark da bu sahnede yaşananları anımsatır. Birincisinde egemenin kendi başına oluşturduğu bilinçli bir proje sonucunda hayata geçirilen bir iken, ikincisinde ise diğer pratiklerden farklı olan, fakat diğer tüm pratiklerle bir arada olması sonucunda bir anlam kazanan ve tam da bu nedenle genel anlamdan koparılamayan bir pratiktir.

Birebir alıntı: Ali Balcı, “Diskors ve Olarak ”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 4, Sayı 15, Güz 2007