Küçük bir notla bu iki olgu arasındaki ilişkiye bir katkıda bulunmak gerekirse şunlar söylenebilir: Görüntünün rolü Soğuk Savaş sürecinde hayli kritikti ve Amerikan film endüstrisi Soğuk Savaş dünyasının algılamalarını inşa etmede öncü bir rol üstlenmiştir. Örneğin, 1954 yapımı “The Wild One” adlı film ilkesiz bir gurup insanın kendilerini belli bir ideolojiye adamayan sıradan insanların yaşadığı şehre yönelik ciddi tehdidini ele alırken, James Bond filmlerinden ilki olan 1962 yapımı “Dr. No”da Sean Connery’nin canlandırdığı ajan James Bond, Joseph Fisheman’ın canlandırdığı çılgın bilim adamı Dr. No ve onun nükleer adasını yok etmeye çalışır.
Her iki filmde de verilmek istenen aynıdır; belli kuralları olmayan ve tam da bu nedenle ne yapacağı önceden kestirilemeyen özne(ler) sıradan insanlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır ve bu tehdidin bertaraf edilmesi için tüm imkanlar seferber edilebilir. Özellikle 1950’lerde izleyicilerin karşısına çıkan benzeri filmler Soğuk Savaş’ın aktörleri hakkında fazla bir şey söylememelerine rağmen, Soğuk Savaş kültürünü karakterize eden inanç ve değerleri sıradan insanlara dayatmış ve böylelikle bu insanların belli politikaları onaylamasının önü açmışlardır.
Birebir alıntıdır: Ali Balcı, “Diskors ve Pratik Olarak Dış Politika”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 4, Sayı 15, Güz 2007
RSS Feed ile okumak gerçekten basit birşey · TrackBack URI
Cevap yaz